Osmanlı Dönemindeki Kara ve Denizlerdeki Fetihler
İstanbul’un Fethi
İkinci Mehmet tahta geçer geçmez ilk iş olarak sosyal ve ticari açıdan son derece önemli olan İstanbul’u almaya karar verdi. İstanbul’u almak istemesinin en temel nedenleri şunlardı:
• Osmanlı Devleti sınırları içinde Bizans İmparatorluğu’na ait bir toprak olması Osmanlı
topraklarının bütünlüğüne zarar veriyordu.
• Ortodoksların merkezi olan İstanbul, Cenevizlilerin ve Venediklilerin Karadeniz’den
gelen gemileri için önemli bir duraktı.
• Bizans İmparatorluğu, her fırsatta diğer Balkan Devletlerini ve Anadolu Beyliklerini
Osmanlı Devletine karşı örgütleyerek Osmanlı Devleti sefere çıktığında karışıklık
çıkarıyordu.

Osmanli Donemindeki Kara ve Denizlerdeki Fetihlerİstanbul’un alınmasına için gereken hazırlıklar tamamlandıktan sonra 6 Nisan 1453’te İstanbul kuşatması başladı. 53 gün süren çarpışmalar sonunda 29 Mayıs 1453’te İstanbul fethedildi ve İstanbul, kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti’nin başkenti yapıldı. Elde edilen bu başarı sonucunda İkinci Mehmet’e fetheden, aşan, alan anlamında “Fatih” unvanı verildi.

İstanbul’un Fethi hem Osmanlı Devleti hem de diğer Balkan Devletleri açısından önemli sonuçlar doğurdu. Bu sonuçlardan bazıları şunlardı:
• İstanbul’un alınmasıyla bin yılı aşkın süre hüküm süren Bizans İmparatorluğu yıkıldı.
• 11 asırlık Bizans’ın yıkılması derebeyliklerin de kolayca yıkılabileceği düşüncesini
doğurdu.
• Balkan Devletlerinin Osmanlıları Balkanlardan çıkarma umudu kalmadı.
• Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki engel ortadan kalkarak Osmanlı topraklarının
bütünlüğü sağlanmış oldu.
• Karadeniz ticaret yolu üzerindeki İstanbul Boğazı’nın kontrolü sağlandı.
• Doğu ticaret yolları kapanan Avrupalıların yeni ticaret yolları bulmak için arayışa
girmesi Coğrafi Keşiflerin başlamasına neden oldu.

Osmanlı’nın Sınırları Genişliyor
Ege Adalarının Fethi
Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde Osmanlı Devleti, Ege sahilleri ile İstanbul ve Çanakkale
Boğazlarına sahip olarak denizlerde de üstünlük kurmuştu. Fatih Sultan Mehmet, bu
bölgedeki deniz ticaretinin güvenliğini sağlamak için Ege Denizi’ndeki adaları almak istiyordu.
Bu amaçla Osmanlı, önce Sisam ve Bozcaada’yı, ardından Semadirek, İmroz ve Taşoz
adalarını, daha sonra da Limni (1456), Midilli (1462) ve Eğriboz (1470) adalarını fethetti. Bu fetihler sonunda, Venedik ve Cenevizlerin bu bölgedeki ticaret etkinliğine ağır bir darbe
indirilmiş oldu.

Amasra’nın Alınışı
Karadeniz’in güney kıyısında önemli bir ticaret kenti olan Amasra, Cenevizlilerin elindeydi.
Fatih Sultan Mehmet, Karadeniz ticaretini kontrol altına almak amacıyla Amasra üzerine
sefere çıktı. Hem karadan hem de denizden kuşatılan Amasra, 1460 yılında savaşmadan
teslim oldu ve Bolu sancağına bağlandı.

Sinop’un Alınışı
Fatih Sultan Mehmet, Amasra’yı aldıktan sonra Karadeniz ticaret yolu üzerinde bulunan
Sinop’unda kontrolünü ele geçirmek istiyordu. Bu amaçla donanmayı Amasra’dan Sinop’a
yolladı. Kendisi de komutasındaki orduyla birlikte Sinop’a hareket etti. Sinop kenti, 1461’de
mücadeleye girmeden teslim oldu.

Trabzon’un Alınışı
Karadeniz ticaret yolu üzerinde bulunan Trabzon’u elinde bulunduran Trabzon Devleti,
Osmanlı Devleti’ne karşı bazı Avrupa Devletlerini kışkırtmaktaydı. Bunun üzerine Fatih
Sultan Mehmet, Trabzon Devleti’ni ortadan kaldırmaya karar verdi. 1461’de sefere çıkan
Fatih Sultan Mehmet, Trabzon’u hem karadan hem denizden kuşattı. Akkoyunlu
Devleti’nden de yardım alamayacağını anlayan Trabzon Devleti teslim oldu.

Kırım’ın Osmanlı Himayesine Girişi
Osmanlı Devleti, Karadeniz’deki ticaret yollarının güvenliğini sağlamak ve bu bölgedeki tüm
ticaret yollarının kontrolünü ele geçirmek istiyordu. Bu amaçla Kırım’ın alınması şarttı. Kırım
Yarımadası bir Türk devleti olan Kırım Hanlığı’nın elinde bulunuyordu. Yarımadanın
kıyılarındaki bazı şehir ve limanlarsa Cenevizlilerin kontrolündeydi. 1475’te büyük bir Osmanlı donanması, Kırım’a gönderildi. Cenevizlilere ait olan kentler, Cenevizlilerin
Osmanlılarla savaşmak istememesi üzerine Osmanlılara teslim edildi. Ardından yaşanan taht kavgaları ve Altın Ordu Devleti’ne karşı ayakta durma zorluğu yüzünden Kırım Hanlığı
1477’de Osmanlı himayesine girdi. Kırım’ın Osmanlı Devleti’ne bağlanmasıyla Karadeniz’de
Türk egemenliği sağlandı ve Karadeniz ticareti güvenlik altına alındı.

Osmanli Donemindeki Kara ve Denizlerdeki Fetihler

Çaldıran Savaşı
Doğu Anadolu’da Safevi tehlikesinin önüne geçmek ve bu bölgede güvenliği sağlamak
isteyen Yavuz Sultan Selim, büyük bir ordu ile Safevi Devleti’nin üzerine sefere çıktı.
1514’te Çaldıran’da yapılan savaşta Safeviler bozguna uğratıldı.

Mercidabık Savaşı
Bütün İslam dünyasını himayesi altına almak isteyen Yavuz Sultan Selim, Müslümanlar için
kutsal olan Mekke ve Medine’nin yanı sıra Baharat Yolu üzerinde bulunan ve son derece
zengin bir ülke olan Mısır’ı almayı çok istiyordu. Bu dönemde bu topraklar Memlûkların
kontrolü altındaydı. Yavuz Sultan Selim eskiden beri gergin olan Osmanlı – Memlûk ilişkileri
nedeniyle savaş kararı alıp, 1516’da büyük bir ordu hazırlayarak sefere çıktı. Memlûk
topraklarına giren Osmanlı ordusu, Mercidabık’ta Memlûk ordusuyla karşılaştı. Yapılan
savaşta Memlûk ordusu yenildi ve Suriye, Osmanlı topraklarına katıldı.

Ridaniye Savaşı
Yavuz Sultan Selim ordusunu hazırlayarak tekrar Memlûk Devleti üzerine sefere çıktı.
Bunun üzerine Memlûklar, Kahire’nin doğusunda Ridaniye’de kuvvetli bir savunma hattı
kurdu. Fakat Yavuz, Memlûkların kurduğu savunma hattını yandan sararak 1517’de Memlûk ordusunu bozguna uğrattı. Daha sonra Osmanlı orduları Kahire’ye girerek Mısır’ı fethetti ve
Memlûk Devleti’ne son verdi. Böylelikle Doğu Akdeniz’de Osmanlı, egemenlik alanını
genişletirken Baharat Yolu’nun da kontrolü sağlanmış oldu. Ridaniye Savaşı’ndan sonra
Mekke ve Medine’nin kontrolünün yanı sıra hilafet de Osmanlılara geçti.

Osmanlı Ordusu

Kara Kuvvetleri
Osmanlı ordusunda kara kuvvetleri; kapıkulu askerleri ve eyalet askerlerinden oluşuyordu.
Kapıkulu askerleri: Birinci Murat Dönemi’nde Rumeli’ye geçilmesi ile birlikte daimî bir
orduya ihtiyaç arttı. Bu amaçla savaşlarda esir alınan Hıristiyan çocuklar, kısa bir süre Türk
terbiyesi ile yetiştirilerek kapıkulu askerleri olarak bilinen yeni bir askerî sınıf oluşturuldu.
Kapıkulu askerlerinin merkez gücünü savaşlarda padişahın yanında bulunan yeniçeri ocağı
oluştururdu. Bu ocak dışında, atlı birliklerden oluşan kapıkulu süvarileri, silah yapımında
görevli cebeci ocağı, topların yapımı, onarımı ve kullanımı ile görevli topçu ocağı yer alırdı.

Eyalet askerleri: Osmanlı ordusunda eyalet askerlerinin önemli bir bölümünü tımarlı
sipahiler oluşturuyordu. Vergi toplama ve sorumlu olduğu bölgelerdeki güvenliği sağlama ile
görevli olan tımarlı sipahiler, sefer esnasında orduya katılırdı. Eyalet askerleri içinde bulunan akıncılar ise Osmanlı ordusunun vazgeçilmez parçasıydı. Akıncılar, sınır boylarında görev yapar, savaş esnasında önden giderek ordunun güvenliğini sağlardı. Ayrıca azaplar, yayalar ve müsellimler geri planda duran ve savaş esnasında orduya katılan eyalet askerlerindendi.

Deniz Kuvvetleri
Orhan Bey’in Karesi Beyliği’ni ele geçirmesinin ardından Osmanlı Beyliği ilk kez donanma
sahibi oldu. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, daha ilk kurulduğu dönemlerde bile donanmaya
sahipti. Osmanlı donanmasında, deniz askerlerine levent, donanma komutanına reis ve tüm
bunların üstündeki kişiye de Kaptanı Derya denirdi.
Donanma’nın gemileri Osmanlı tersanelerinde yapılırdı. Osmanlı donanmasında kürekli,
yelkenli ve hem kürekli hem de yelkenli gemiler yer alıyordu. Kürekli gemilerin en
büyüklerinden olan kadırgalar 17. yüzyıla kadar Osmanlı donanmasının ana gücünü
oluşturdular.
Osmanlı donanması en parlak dönemini Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşadı. Bu
dönemde, Kaptanı Derya unvanı ile Barbaros Hayrettin Paşa donanmanın başına geçti.
Osmanlı tersanelerini yeniden düzenleyen Barbaros Hayrettin Paşa, eğitimli denizciler
yetiştirerek Osmanlı donanmasının güçlenmesini sağladı.

Denizlerdeki Savaşlar
Rodos’un Fethi
Rodos Adası hem Anadolu’ya yakın olması, hem de Akdeniz’e açılan ticaret yolu üzerinde
bulunması nedeniyle stratejik öneme sahipti. Adada korsanlık yapan ve Osmanlı deniz
ticaretine zarar veren Rodos Şövalyeleri yaşıyordu. Kanuni, deniz ticaretinin güvenliği için
Rodos’un fethedilmesinin gerekli olduğuna karar verdi. Kanuni Sultan Süleyman
komutasındaki Osmanlı ordusu Rodos’u, hem karadan hem de denizden kuşattı. 1522’de,
Rodos Şövalyeleri’nin teslim olması ile Rodos fethedildi ve deniz ticaretinin güvenliği
sağlanmış oldu.

Preveze Deniz Savaşı
Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının Akdeniz’de güçlenmesi
İspanya, Venedik ve Ceneviz gibi Avrupa Devletlerinin çıkarlarına ters düşmekteydi.
Papa’nın da kışkırtmasıyla Avrupa’nın en ünlü amirali Andrea Doria komutanlığında
Osmanlı’ya karşı büyük bir Haçlı donanması kuruldu. Barbaros Hayrettin Paşa, 28 Eylül
1538’de başlayan deniz savaşında Haçlı donanmasını bozguna uğrattı. Preveze Deniz
Zaferi ile Akdeniz’de Osmanlı egemenliği sağlanmış oldu.

Osmanli Donemindeki Kara ve Denizlerdeki Fetihler

Kıbrıs’ın Fethi
Mısır, Suriye ve Doğu Akdeniz’in Osmanlı egemenliğine geçmesi ile bu bölgedeki ticaret ve
yolcu gemilerinin güvenliği için Kıbrıs Adası’nın alınması zorunlu hâle gelmişti. O dönemde
Kıbrıs, Venediklilerin elinde bulunmaktaydı. 1571’de Kıbrıs’a gönderilen Lala Mustafa
Paşa’nın komutasındaki Osmanlı ordusu, Kıbrıs’ı ele geçirdi. Böylece Osmanlı Devleti;
Anadolu, Suriye, Mısır sahilleri ve deniz yollarına tamamen egemen oldu.

İnebahtı Deniz Savaşı
Askerî, politik ve ekonomik açıdan önemli bir konuma sahip olan Kıbrıs’ın Osmanlılar
tarafından alınmasıyla Venediklilere ağır bir darbe indirilmiş oldu. Bu yenilgi üzerine
Venedikliler, Papa’nın da desteğini alarak İspanya ve Malta Devletleri ile bir Haçlı ittifakı
oluşturdular. Bu ittifakın oluşturduğu donanma Doğu Akdeniz’e doğru harekete geçti. Bu
gelişmeler üzerine Osmanlı donanması İnebahtı Körfezi’ne geldi. 1571’de İnebahtı
Körfezi’nde yapılan deniz savaşları şiddetli çarpışmalara sahne oldu ve Osmanlı donanması
ağır yenilgi aldı. Akdeniz’de birçok adada egemenlik sahibi olan Osmanlı Devleti için bu
yenilgi çok sarsıcıydı. Osmanlı’nın Akdeniz’deki üstünlüğü ciddi bir yara aldı.

Girit Seferi ve Girit’in Fethi
Venedik ile olan ilişkiler 4. Murat zamanında iyice bozulmuştu. Bu arada önemli bir üs olan
Girit Adası ve Mora Yarımadası’nın bir kısmı Venediklilerin elinde bulunuyordu. Girit Adası
Anadolu ve Kuzey Afrika’ya yakınlığı, deniz ticaret yolları üzerinde olması ve limanlarıyla
önemli bir konuma sahipti. Osmanlıların 1645’te Girit’teki Hanya Kalesi’ni alması üzerine
Venedikliler Malta, İspanya ve Papa’dan yardım istedi ancak bir sonuç alamadılar. Daha
sonraları Girit Adası’nın büyük bir bölümünü ele geçiren Osmanlılar, Kandiye Kalesi’ni 25 yıl
boyunca ele geçiremedi. 1669 yılında Köprülü Fazıl Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı
ordusu son bir saldırı düzenleyerek kaleyi kuşattı. Böylece Venedik barış istemek zorunda
kaldı ve 1669’da Girit tamamen Osmanlı kontrolüne girdi.

Osmanlı Devleti’nde Hoşgörü

Osmanli Donemindeki Kara ve Denizlerdeki FetihlerOsmanlı Devleti’nin sınırları günden güne genişlerken toprakları üzerinde Müslüman, Hıristiyan ve Musevi gibi farklı din ve kültürden olan insanlar huzur içinde yaşıyordu. Bu insanlar arasında sorun yaşanmamasının en önemli sebebi, Osmanlı hükümdarlarının devletin sınırları içinde yaşayan tüm insanlara hiçbir fark gözetmeden adaletli davranması ve onlara eşit koşulları sağlamasıydı. Tüm Osmanlı imparatorları özellikle de Fatih Sultan Mehmet, kendi toprakları üzerinde yaşayan insanların haklarının korunmasına önem vermiş hatta bu konuyla ilgili bir ahidname çıkartmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here